04 Aralık 2009 Cuma

Tomurcuklaniyoruz

PARTY !!!!!!





10.Aralık.2009, Perşembe Akşamı Saat 21:00’den itibaren,

Kuruçeşme Planet Balkon Cafe’de TOMURCUKLANIYORUZ !!!!!!

Türkiye’de zihinsel engelli gençlerin anneleri tarafından kurulan ilk kooperatif olan “TOMURCUK Eğitim, Kültür, Dayanışma ve İşletme Kooperatifi”, zihinsel engelli bireylerin rehabilitasyonlarına yönelik çeşitli iş olanakları oluşturmak, sosyal hayat içinde onlara da bir yer açabilmak amacıyla uzun vadeli ve önemli projeler gerçekleştirmektedir.

Biz de, 17 gönüllü kişi “Biz Biriz” sloganıyla, Tomurcuk kooperatifinin projelerinden biri olan Eğitim Mutfağı’nı desteklemek amacıyla bir Party düzenliyoruz.


Bu Party’ye katılımınız hem bizleri çok mutlu edecek, hem de tanıdığınız veya tanımadığınız birçok kişinin hayatında büyük değişiklikler yaratılmasında bir katkı sağlayacaktır.

Müziğin, dansın, yerli içkinin ve her şeyden önemlisi sevginin limitsiz olduğu bu Party’ye katılmanızdan mutluluk duyacağız.

Hepinizi sevgiyle kucaklıyoruz.

“Biz Biriz” diye yola çıkan 17 Gönüllü

10 Kasım 2009 Salı

Bizimlesin




Bizimlesin ATA'm...
 
Hep ve her zaman...
 
Ama bugünlerde sanki daha da çok anlıyoruz kıymetini...










30 Ekim 2009 Cuma

Kutlu Olsun

İki yıldır 29 Ekim gecesi Cumhuriyet Bayramı gösterilerini izlemeye gidiyoruz çoluk-çocuk. Herkeste bir heyecan, Andrew'da bile :) çabuk çabuk yemekleri ısmarlayıp havai fişekleri beklemeye başlıyoruz.

Ama yani bu kadar mı güzel olur şu havalı ve de havai fişek denilen şey? Gelecek seneyi iple çekiyorum...





Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun.

15 Ekim 2009 Perşembe

Mukemmel Kadin Olmayin !

Epostama düşen bir mesaj. O kadar doğru yazmış ki yazar, neredeyse her bir cümlesini ayrı ayrı çerçeveleyip asmak lazım.


Mükemmel Kadın Olmayın !

“Mükemmel kadın” denildiğinde aklınıza ne gelir? Toplumun ve yaşamın üstüne yapıştırdığı tüm sıfatları eksiksiz yerine getiren kadın!

Mükemmel Kadın Olmayın !

İyi bir eş, anne, dişi, seksi, ev hanımı, iş kadını, dost, evlat, sevgili ve daha birçok şey olan mükemmel kadın, neden mutsuz olur? Çünkü bu kadınlar başkaları için yaşarlar!

Bir ilişkide kadın, eşinin hayatını gereğinden fazla kolaylaştırdığında, iyi bir iş yapmış olmaz. Her sorunu çözebilen, sorumlulukları üstünde taşıyan, düzeni koruyan ve bunun için insanüstü çaba gösteren kadın, karşısındaki erkeğin genetiğini bozar.

İnsan doğası almaya, tüketmeye eğilimlidir ve rahata çabuk alışır. Mükemmel kadın, her konuda başarılı olduğundan, karşısındakine yapacak bir şey bırakmaz. Armut piş, ağzıma düş! İlişkiler, paylaşım olmadan büyümez. Kadın ve erkeğin gelişimi, yaşamın getirdiği sorumluluklar, dersler ve çaba ile doğru orantılıdır. Çocuğunun okul ödevlerini kendisi yapan bir anne, evladının öğrenmesini ve yeteneklerini geliştirmesini engellediğinin farkında değildir. Aynı durum ilişkilerde de geçerlidir. Eşinin işlerini, rolünü üstlenen, yapması gerekenleri onun yerine yapan, beceremediklerini bir şekilde halleden mükemmel kadın, mutsuz olmaya mahkumdur.

İşin garip tarafı, bu yapıdaki kadınların ilişkileri genellikle hayal kırıklığı ile biter. En çok aldatılan, terk edilen kadınlar, kusursuz kadınlardır. Neden aldatıldıklarını anlayamazlar. Üstelik, eşlerinin seçtikleri kadınlar, kendilerinden çok da ha vasıfsız olanlardır. “Benim neyim eksikti?” Bu cümlenin cevabı havada kalacaktır, hatta şok etkisi bile yaratabilir ama eksik olan kusurdur.

İlişkiler paylaşım üzerine kuruludur. Mükemmel kadın, eşinin yapacaklarını üstüne aldığında, zaferlerini de elinden almış olur. Çaba göstermek, uğraşmak için ortada sebep bırakmaz. Heyecanı, hevesi kalmayan bir eş, doğal olarak gidip, kendini göstereceği, yaratacağı başka ortamlar arar.

Çevrenizdeki insanları bir düşünün. İçlerinde, mükemmel olduğuna inandığınız ama hala neden evlenemediğini ya da mutsuz bir ilişkisi olduğunu anlayamadığınız kişiler yok mu? Dışarıdan bakıp, dört dörtlük kadın dediklerinizle birlikte yaşadığınızı hayal edin. Hazır bir hayat. İlk başlarda çok keyifli gelse de, zaman i çinde son derece sıkıcı, tek düze ve boş bir yaşam şeklini alır. İnsani egonuz zarar görür.

Mükemmellik, kendinden vazgeçmek demektir. Sürekli başkaları için yaşamak, onların ihtiyaçlarını gidermek, onların sevdiklerini seçmek ve hazırlamak, hep başkalarını düşünmek, mükemmel kadını kişiliksiz kılar. Kendi hayatından vazgeçmek, saçının her telini süpürge etmek, gereksiz özveri ve fedakarlık göstermek, karşı taraftan alkış ve takdir almaz. Düzenli olarak bunlar yapıldığı için, görevmiş gibi algılanır ve kıymet bilinmez.

Kusursuz ve mükemmel olmak, sadece zarar verir. Eşini, çocuğunu, kendini hatta dostlarını bile zor bir psikolojik sürece sokar. İlişkiler paylaştıkça değer kazanır ve keyif verir. Mükemmel kadın mutlu olamaz. Başkalarının hayatını düzenlerken, kendine ait bir yaşamı unutur.

İnsan dediğin kusurlu olur. Hataları, yanlışları ile var olur. Mükemmellik, insana ait değildir. Kusursuz veya mükemmel kadın olmayın. Bu sizi ancak, ruhsal köle ve yaşam hizmetçisi yapar.

(Yazarı bilinmiyor)

24 Eylül 2009 Perşembe

Irlanda DS Kongresi 3




HAYAT SEÇENEKLERİ

Bu aralar okuduğum kitaplar (DS ile ilgili olanları) zihinsel engelli gençlerin (veya hangi yaşta olursa olsun insanların) nasıl bağımsızlık kazanabileceği ve kendi hayatını kontrol altına alabilme becerisini kazanabileceği ile ilgili. Bu konuda İrlanda 10. Dünya DS Kongresi'nde bir konuşma da vardı. Konuşmanın başlığı Hayat Seçenekleri. Sadece iki cümle not almışım. Konuşmacı May Gannon demiş ki, "Korkularımızdan vazgeçmeli ve çocuklarımızın bağımsızlığı deneyimlemesine izin vermeliyiz."

Kişisel gözlemlerim ve Gannon da dahil diğer kaynaklardan edindiğim izlenim şu ki aileler sürekli koruyucu konumda kalıyorlar ve ilerleyen yıllarda bile kendi korkuları yüzünden çocuklarına özgürlük tanımakta zorluk çekebiliyorlar. Tüm anne-babaların ortak korkusu olan benden sonra ne olacak sorusunun cevabı aslında, çocuklarımıza gereken özgürlüğü biz hayattayken vermekte gizli. Özgürlüğü tanıma, tanımlama ve kullanmayı öğrenme süreci anne-baba ile beraber, büyüme çağlarında yaşanması gerekli bir süreç. Bu süreç taa bebekliğe, belki de ilk adımlarını attığı, ilk çekmeceleri karıştırmaya başladığı, parka ilk gittiği ve diğer çocuklara doğru yaklaştığı ilk anlara kadar uzanıyor. Tıpkı diğer çocuklarda olduğu gibi. Ancak böylece yavaş yavaş büyüme ve kontrollü deneyimleme şansına sahip olacaklar. Aslında her anne-babanın çocukları büyürken yaşadığı bir süreç bu. Koruma çemberini yavaş yavaş büyüterek, çocuğa, kendisine zarar vermeyecek ama hata yapmayı ve yeniden ayağa kalkmayı öğretecek ufak deneyimler yaşamasına izin verecek imkanı tanımak ve nihayet bir gün hayatının kontrolünü kendisine bırakmak.

Ama bizler, zihinsel engelli çocuk aileleri, evlatlarımızı zarardan korumak arzusuyla onları bir nevi bir koruma çemberinde tutmaya devam ediyoruz. Onlara bir zarar gelmemesinin yolu olarak onları sürekli koruma altında tutmayı tercih edebiliyoruz. Ama bu koruma çemberinin iki önemli riski var. Birincisi, onların hayattaki deneyimlerini minimalize ediyor. Yani belli sınırlar içerisinde aynı şeyleri yaşamaya mahkum olabiliyorlar yani koruma çemberi bir an geliyor onların hapishanesi olma riskini de beraber taşıyor. Hiçbir zaman kendi kaderleri hakkında söz sahibi olamıyorlar, tercihleri, seçenekleri olamıyor ve kararlar hep başkaları tarafından onların adına veriliyor. Bu, onların kendi kaderleri ve mutlulukları hakkında söz sahibi olamadıkları bir hayat yaşamaları anlamına geliyor.

Kimden 2009-08 Irlanda


İkinci ve belki de daha önemlisi de kendini koruyamayan, emniyeti için her zaman etrafındaki insanların iyiniyetine inanılmak zorunda kalınan bir ortam yaratıyor. Kendini korumayı ailesinin gözetiminde ufak hatalar yaparak öğrenmemiş olan çocuklar, gençler, insanlar, tamamen etraflarındaki "diğerleri"nin insafına bağlı olarak yaşamaya başlıyorlar. Ve sonuçta aslında hiç istemediğimiz ve olmasından en korktuğumuz senaryo gerçekleşiyor; kendini korumaktan, savunmaktan aciz bir zihinsel engelli yetişkin. Ve malesef ki eğitim ve programlarla bu eksiklik giderileceğine, koruma çemberi daha da sıkılaştırılıyor ve sarmal, kısır döngü tamamlanıyor.

Oysa istatistikler göstermiş ki taciz çok ağırlıklı bir şekilde tanıdık insanlardan, yani tam da o koruma çemberinin içindeki insanlardan kaynaklanıyor.

Bu da bizi yukarıdaki cümleye geri getiriyor; "Korkularımızdan vazgeçmeli ve çocuklarımızın bağımsızlığı deneyimlemesine izin vermeliyiz."